• doldurulmuş hayalet, geyik ve sera

    ünleyen bir kılıç belden çekilmiş soğuk 

    bir kral gibi büyüyebilir de akşam 

    açık çemberli kızları, bir bahar,

    kiri adıyoruz – 

    ya çatlaklar?

  • Lady Chatterley’nin eski hür koşusu, Trier’in gözlüğünde eksi bir bacağı mı kaşındırdı? Usumu bu öç karıştırdı. 

  • sızının iri kanı, büyü akşam. 

    ezgiler donsun, üçüncü çeviri

    bir roma konforu

    Kısa akan. 

  • I

    bunumu dağlayan bir tül var. küçük sara sesleri,

    eksik kökler, faretinli, kırışan. 

    halep çıbanı, tuz kavisleri. 

    kuzgunî derilerin öpüşüldüğü akşam

    kara taflan

    ve sür görmemiş ibran.*

    II

    sağır sınır merhemin hiçine sızan ağu-cenin. 

    sıra sinik sessizliğin

    dul bir titrer ayin batımın solunu.

    bulanacağı bilinir seine’in

    hırıltısı apollinaire’in eli.**

    *yağmursuz bir kente düşmek dilin. 

    **kumdan bir sonum. 

    bun, alıyor sfenksi. 

  • Demir Özlü kendini sürmeseydi, yazısını sürdüremezdi. Fiziksel olarak sınırın dışına çıktı ama sınırlılığı kaldı. Kendini sürdükten sonra sürdürdüğü yazı ise, sürdürülmemesi gereken bir biçimde aynı ime dayandı. İmlerin -aslında öngörülebilen- ihaneti dolayısıyla bu dayanma estetik olmayan bir tekrarda kaldı.

    Bu bakımdan Demir Özlü farklı kentlerde aynı Beyoğlu düşünü görüp yaşadı ve üst üste onlarca kez aynı kitabı yazdı. Oysa Dıranas’ın “Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı”, yalnız iki dörtlüktür.

    İmkânların ihaneti, evet, belki.

  • parçalı kız âşıkları, incirden bir giyit. tavan arasında yürüten ses kuşu. eski ağum ve rastlantıyı. sura vurmuş üç kalkana kesili adı. humma renkleri duyuyorduk. bir adı ölümdü o halkın biz ilk oyduk

    kırı mı geçmişti bir at geceydi, anlayamıyorduk. 

    suskun bir esir oluyor kurşunlar topuktan geçen. artık dönülmeyen. ve büyüyor arp, lirbilmez tellere geçiyoruz ırsî bir duvar. akdeniz’de konuşulmayan kırık ayaklı iki hat. 

    bir immiş sinen altı ata ve duvak. 

  • âşık ya da hayran olunan bir erkek, bunun bilincini taşıyorsa karşılık vermeme hakkını öyle inceliksiz kullanır ki; ona aşık olan kadın, aşkını taşımayı sürdürürken bu karşılıksızlığın intikamı için tohumlar ekmeye başlar, bunun sonucunda ikili arasındaki denge yavaş yavaş tersine çevrilir. düşmüş bir melek gibi hınçla oradan oraya koşturan erkek, âşık ya da hayran olunacak bir yanı kalmayana değin sanrılar ve kıskançlıklar içinde boğulur. sonunda, ya tek taraflı bir aşkın âşığı olarak uzun süren bir acı çeker ya da merhametli bir el yitik cenneti ona bir lütufmuşçasına geri verir. her iki sonda da acılı bir kabulleniş vardır. 

  • su yüzüne çıktı mı tehlikesiz olan (denizin ince bir derisi vardır). 

    oğullarının etlerinden yerdi ve demir döven bir aygır.  ama cenazesi kır çok adamlı. 

    on bir yıl kör yaşadı. bakısızlığa gecenin kanadı umusunu yakıştırmış. 

    alım adlı bir çiçeği vardı derler. 

  • İlhan Berk, Hâmid’in malûm libidosunu şiire usulca, incelterek aşılar. Gerilimli bir cinsellik biçiminde ama hep ulaşılabilir -ya da az önce ulaşılmıştır.

    İkisini bir ele alınca zihnimin Dante katına şu düşüyor: Değil mi ki ikisi de hiç genç olmamıştır ve isteseler de istemeseler de efendileri kalacaktır acemilik. Libidinal bağlamda hiç yaşlanmamanın cezasını şiirsel bağlamda hiç ustalaş(a)mamaya ödetir kadim bir yargıcı.

  • yaşam, okumamayı çok iyi bilmek

    gelen ırmaktan gürüldeyen

    taşın neden çatlak ve 

    üzerine kan oturduğunu. 

    göl saatleri’ni tutuyorum, çılgınlık

    bir çocuğun evi ve uzun 

    mezarlar görür unutursa diye dirim

    susuzluğunu.